Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın büyük ses getiren Kölnarena konuşması:


Değerli vatandaşlarım,
Sevgili kardeşlerim,

Anadolu topraklarındaki o kokuyu o hassasiyeti ta Avrupa’nın ortalarında Almanya’ya taşıyan değerli elçilerimiz, hanımefendiler, beyefendiler…
Hepinizi en kalbi duygularımla selamlıyorum
Her birinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum.
Köln şehri bugün anlamlı bir programa tanıklık ediyor.
Köln şehri bugün kardeşlik, dostluk, dayanışma ve barışı bir arada yaşama mesajlarını, buradan Avrupa’ya ve Tüm Dünya’ya ilan ediyor.
Almanya Türk toplumu bugün milletimizi sevgiyle, dostlukla, şefkatle yoğrulan karakterini bütün dünyaya bir kez daha gösteriyor. Türk Toplumu sevgi toplumudur, Türk toplumu barış toplumudur, Türk toplumu kardeşliği yükselten bir toplumdur. Türk toplumu ve Türk insanı gittiği her yere sadece sevgi götürür, dostluk götürür, huzur ve esenlik götürür. Bizim nefretle hiç işimiz olmaz. Bizim kinle, husumetle asla işimiz olmaz. bizim kavgayla çekişmeyle şiddetle hiç işimiz olmaz. Tıpkı yüzlerce yıl öncesinde Anadolu topraklarında yunusun yüreğimize yaktığı ışık gibi
Ben gelmedim kavga için
benim işim sevgi için
dostun evi gönüllerdir
gönüller yapmaya geldim…

Şöyle 1961 yılına gidiyorum. Akrabalarımı sirkeci garından o küf küf küf diyen trenlerle uğurladığımız günlere gidiyorum. Almanya’ya gurbetçilerimizi taşırken her bir kardeşimizin yüreğinde az önce ifade ettiğim ışık vardı. Her bir kardeşimiz burada gönüller yapmak için gece demeden gündüz demeden çalıştı. Almanya’da her acıyı bal eylediniz, her türlü olumsuzluğa göğüs gerdiniz ve bugün 3 milyona yakın bir sayıya ulaştınız. Fakat bu haftanın başında Ludwigshafen’de 9 kardeşimizi bir yangında kaybettik. Beş tanesi çocuk dokuz kardeşimiz, hayatlarının baharında bu dünyaya veda ettiler. Ben Allahtan her birine rahmet, yaralı kardeşlerime de acil şifalar diliyorum.

Bildiğiniz gibi Almanya’ya gelmeden önce, Alman içişleri bakanı Türkiye’deydi. İlk değerlendirmelerimizi içişleri bakanıyla Türkiye’de yaptık. Olayın hemen ardından Devlet Bakanımız Sayın Mustafa Sait Yazıcoğlu’nu, emniyetten dört kişilik bir uzman ekiple olay yerine gönderdik. Burada ise yaptığımız tüm görüşmelerde hassasiyetlerimizi ve beklentilerimiz Alman makamlarına ilettik ve sayın şansölye ile bunu açık ve detay olarak görüştük. Olayın tüm boyutlarıyla araştırılması yönündeki beklentilerimizi kendileriyle görüştük. Bunun takipçisi olmaya devam edeceğimizi de ifade ettik. İsteğimiz şu; sadece burada yaşayan vatandaşlarım değil, bunu yakından izleyen Türkiye’deki vatandaşlarım da huzur bulsun, rahat olsunlar. Ama inanıyorum ki, aynı şekilde Alman yönetimi, Alman halkı da bundan huzursuz. Onların da huzur bulması için bunun netliğe kavuşması lazım. İnşallah bu tür acı tablolar son olur. inşallah benzeri acıları bir kez daha yaşamayız. Ve bugün bildiğiniz gibi Başbakanlığımızdan gönderilen bir Türk havayolları uçağı ile evet ebediyete intikal eden kardeşlerimiz, Gaziantep’e, Devlet Bakanımız Sayın Sait Yazıcıoğlu ile birlikte, yakınları ile birlikte götürülüyor. 1961 Yılından beri binlerce kardeşimiz, evini barkını kimi zaman ailesini, anne-babasını eşini çocuklarını geride bırakıp buraya geldi. Burada evlenenler oldu, burada çocuklar doğdu, burada torunlar dünyaya geldi. Bugün sadece Almanya’da üç milyona yakın bir sayıya ulaştınız. Tam 47 yıldır, Almanya’nın kalkınmasına, Almanya’nın ilerlemesine, Almanya’nın Avrupa içerisinde ve Dünya genelinde güçlü bir ülke olmasına emeğinizle, gayretlerinizle katkı verdiniz. Burada bir yandan çalışırken bir yandan da kendi kimliğinizi kendi kültürünüzü, geleneklerinizi muhafaza etmenin mücadelesini verdiniz., gözünüz kulağınız her zaman Türkiye’de oldu. Şunu samimiyetle ifade etmek istiyorum. Sizlerin 47 yıl boyunca dilinizi veyahut ta dilinize, inançlarınıza, değerlerinize, kültürünüze ve en önemlisi birbirlerinize sahip çıkmış olmanız her türlü takdire şayandır.

Asimilasyona karşı göstermiş olduğunuz duyarlılığı çok iyi anlıyorum. Kimse sizden asimilasyon noktasında hoşgörü bekleyemez. Kimse sizden asimile edilmeniz noktasında bir yaklaşım bekleyemez. Zira Asimilasyon bir insanlık suçudur, bunu böyle bilmemiz lazım.
Fakat şunun da farkına varmamız gerekiyor. Bu günün Almanya’sında, bugünün Avrupa’sında, bugünün dünyasında artık kendinizi öteki olarak, geçici olarak göremezsiniz, görmemelisiniz. Türk toplumu, tam 47 yılını bu topraklara verdi. sadece Almanya’da değil, Avrupa’nın bir çok ülkede vatandaşlarımızın sayısı, Beş milyona yaklaştı. Buna rağmen bunca emeğe, bunca çoğunluğa rağmen, bu ülkelerdeki temel bazı meselelerin hala gündemde olması manidardır. Bizim çocuklarımız elbette Türkçe öğrenecekler, bu sizin anadiliniz ve bunu çocuklarınıza aktarmanız da en tabii hakkınızdır.
Ancak, bulunduğunuz ülkenin dilini, hatta bununla birlikte fazladan birkaç dili öğrenmeniz, her alanda her noktada sizi avantajlı duruma getirecektir. Bakın buradaki bir çok çocuğumuz, küçük yaşlarda, dil öğrenmeye başlamıyor. Almanca ile okula başladığında muhatap oluyor. Bu da eğitim sistemine diğer öğrencilere nazaran 1-0 yenik başlamalarına yol açıyor. Oysa sizlerin buradaki kaliteli örgün eğitim imkanlarından azami derecede yararlanmanız, her açıdan size, sizin çocuklarınıza katkı sağlayacaktır.

İşe gideceksiniz, kamu hizmetlerinden yararlanacaksınız, o ülkenin dilini bilmediğiniz, öğrenmediğiniz takdirde, zaten dezavantajlı duruma düşüyorsunuz.
Yine yıllar boyunca bu ülkenin siyasetine, dış politikasına, iç politikasına, sosyal politikalarına, mesafeli duran bir yaklaşım hakimdi. Oysa, üç milyon nüfusuyla Türk toplumu bu gün Almanya siyasetinde etkin olma belirleyici olma gibi bir güce sahiptir olmalıdır.

Neden bizim Almanya’da, Hollanda’da, Belçika’da, diğer Avrupa ülkelerinde belediye başkanlarımız olmasın, Neden bizim siyasi partilerde temsilcilerimiz, faaliyet gösteren gruplarımız olmasın? Neden bizim Almanya parlamentosunda Avrupa birliği parlamentosunda daha çok temsilcimiz olmasın. Neden bulunduğumuz ülkelerin sosyal politikalarının belirlenmesinde bizim görüşlerimiz dikkate alınmasın.
Bakın; Amerikan seçimlerini takip edin. Orada bulunan farklı ülke vatandaşlarının, seçim sürecinde ve seçim sonrasında politikalarda nasıl etkili olduklarına dikkat edin. (İnşallah - Seyirciden gelen bir söze karşılık) Ne yazık ki biz Türkiye olarak yıllardır bunu ceremesini çekiyoruz. Bazı topluluklar bir avuç olmalarına rağmen, yaptıkları yoğun lobi faaliyetleri sayesinde, bulundukları her ülkenin politikasına nüfuz edebiliyorlar. Bulundukları Ülkelerin parlamentolarına kararlar almak için baskı yapabiliyorlar. Biz neden çıkarlarımızı korumak için lobi faaliyetinde bulunmayalım.

Sevgili kardeşlerim… Şu anda, Almanya’da yaklaşık üç milyon Türk ama bunun 800 bini Alman vatandaşı, 800 bin. Bu rakam kenara atılacak bir rakam değil. bunun üzerinde iyi durmamız lazım. Bu soruları artık sizlerin kendinize birbirinize daha sık sormanız gerekiyor. Çok şükür son yıllarda önemli mesafeler katettik. Buralardaki sivil toplum örgütlerimizle, derneklerimizle sürekli temas halindeyiz. daha fazla neler yapılabilir? Türk toplumunun sorunları nasıl çözülebilir? Bunlar için artık çok daha fazla çaba harcıyor, mücadele veriyoruz. Sizlerin de tek tek aileleriniz nezdinde, akrabalarınız, arkadaşlarınız, komşularınız nezdinde bu soruları çoğaltmanız, bu soruların gerektirdiği girişimleri yoğunlaştırmanız artık kaçınılmaz hale gelmiştir. bakınız Türkiye bugün Avrupa Birliğine katılım sürecinde bir ülkedir. Yani müzakerecidir. İki yıl önce bildiğiniz gibi müzakere sürecimiz başladı. Zaman zaman bazı ülkeler, Türkiye’nin üyeliğini iç politika malzemesi olarak kullanmakta, müzakere sürecini engellemek için faaliyetler içine girmektedirler.

Değerli kardeşlerim, şunu burada özellikle vurgulamak istiyorum. Türkiye’nin tam üyelikten başka Avrupa birliğinde ikinci bir alternatifi yoktur, olamaz. Zaman zaman bazıları çıkıp imtiyazlı ortaklık gibi bir şey söylüyorlar. Bizim kitabımızda imtiyazlı ortaklık diye bir şey yok. Fakat şunu da bilmenizi istiyorum. Avrupa Birliği müktesebatında da imtiyazlı ortaklık diye bir şey yok. Şimdi, yeni bir senaryo hazırlıyorlar. Türkiye bu senaryonun aktörü olamaz. Ve Türkiye’ye de böyle bir elbiseyi kimse giydiremez. Bunu bilmeleri lazım. Biz, sene 1959 Avrupa Birliği sürecine girdik. 63 yasal sürece girdik. 1963’den bu yana Türkiye Avrupa Birliği süreci içerisinde yasal olarak. Ve düşünebiliyor musunuz? 45 Yıl hep bunu yaptılar, hep bu tür şeyler söylediler ama Türkiye sabretti. Sabırla bu günlere geldik. Şimdi yine bir şeyler yapmak suretiyle, belki diyorlar ki Türkiye çekilir gider. Kusura bakmasınlar çekilmeyeceğiz. Biz bu yola devam edeceğiz. Haa istemiyorlar mı? İstemiyorlarsa kararı onlar versin. Onlar karar versin. Ama biz kaçan olmayacağız. Biz çekilen olmayacağız. Biz dersimizi çalışıyoruz. İşimizi de biliyoruz. İşte buyurun. Sayın Koffi Annan’ın önderliğinde başlatılan Medeniyetler ittifakı projesinde değerli meslektaşım Zapatero (İspanya Başbakanı) ile eş sunuculuğunu yaptığımız Medeniyetler ittifakı önemli bir adımdır. Bu önemli adıma niye girdik? Neden? Avrupa Birliği bu işin Medeniyetler İttifakının bir adresi olsun diye girdik. Aksi takdirde bunun adı ittifak olur muydu? Olmazdı. O zaman kendileri çalar kendileri oynardı. Fakat burada dikkat edilirse bir incelik var. Bir taraftan 1,5 milyarlık İslam Dünyası adına demokratik, laik, sosyal bir hukuk devleti olan Türkiye Batı adına da İspanya. Birlikte bu işe girdik. Arzu edilen ne? Medeniyetler çatışması olmasın. Ya Medeniyetler ittifakı olsun. İlk adres neresi olsun? Avrupa Birliği olsun. Ama Avrupa birliği eğer bu işi hazmedemiyorsa sorumlusu biz olmayız. Hazmedemeyenler olur. Bunu özellikle vurguluyorum. Dolayısıyla ben şuanda Kölnarena’da toplanmış olan tüm kardeşlerimi tüm vatandaşlarıma evet siz zaten Avrupa Birliğine girdiniz, girdiniz…Biz Avrupalı dostlarımıza diyoruz ki, bak bir yanılgı içerisindesiniz. Türkiye’ye bu yaptığınız yaklaşım tarzları doğru değil. Zaten bizim şu anda Avrupa’da beş milyona yakın vatandaşımız var, var.

Gelin bizi sudan bahanelerle oyalamayın. Bir an önce bu işi bitirelim. Kolay değil 45 yıl geçti, oyalamayın. Tabi oturuyoruz konuşuyoruz, bakıyorsunuz ki tıkanıyorlar. Ama biz sabırlıyız. İnşallah biz bunu aşacağız. Fakat bazıları da diyorlar ki çekilin. Avrupa Birliğinde herhangi bir şey olmaz. Değerli kardeşlerimiz biz bu oyuna da gelmeyeceğiz. Biz ısrarla bu yola devam edeceğiz. Beş yıldır devam ettik. İşte Kopenhag siyasi kriterlerini dönemimizde hamdolsun çıkardık. Şimdi Maastricht ekonomik kriterleri üzerinde yürüyoruz. Ve ilginç olan şu, Maastricht ekonomik kriterlerinde de çok ciddi mesafeler aldık. Ve burada da geldiğimiz nokta ortada. Bir çok Avrupa birliği üyesi ülkeler, Maastricht ekonomi kriterlerini yakalayamazken, biz yakalıyoruz. Biz yakalıyoruz.
Şimdi sizler Avrupalı, bizim buradaki elçilerimiz olarak, bütün bu faaliyetlerin, demokratik haklarınızı kullanarak ve önümüze konulan engelleri de sizler özel gayretlerinizde sivil toplum dayanışmasıyla, örgütlenmenizle aşacaksınız, ben buna inanıyorum. En doğal hakkınızdır bunlar. Türkiye’nin üyeliği aleyhine konuşacak olanlar, Türkiye’nin üyeliği önüne engel çıkarmak isteyenler, karşılarında Türk toplumunun demokratik gücünü görebilmelidir, görmelidir. Herhangi bir ülkenin politikacıları bir açıklama yapacakları zaman, Türkler bunu nasıl karşılar, Türkler acaba bu hususta ne düşünür? bunu mutlaka hesaba katmalıdır, göreceksiniz katacaktır.
Yeter ki biz dayanışma içerisinde olalım . Yeter ki biz kendimizi yabancı gibi, misafir gibi, öteki gibi, diğeri gibi değil, bu ülkenin asli bir unsuru olarak görelim. Bunu başardığımız anda göreceksiniz. Buradaki sorunlarımız da tek tek aşılacaktır.
değerli kardeşlerim, değerli hemşehrilerim…

Türkiye hamdolsun, geride bıraktığımız beş yıl içerisinde tarihi düzeyde ilerlemeler kaydetti. Eminim ki sizler buradan, Türkiye’nin içinden geçtiği değişim sürecini çok daha iyi görüyorsunuz. Türkiye’nin Dünya’daki, Avrupa’daki yansımalarını çok daha yakından hissediyorsunuz. Bakınız özgürlükler noktasında Türkiye son beş yılda dev adımlar attı. İktidarımızın daha üçüncü yılında, Kopenhag siyasi kriterlerini karşılar duruma geldik ve bu geçti. Böylece katılım müzakerelerinin yolu açıldı. İnsan hak ve özgürlüklerini, Avrupa standartlarına ulaştırmak için çalışmalarımız devam ediyor. Özgürlüklerin yaşanması noktasındaki her türlü engeli kaldırmak, Türkiye’yi daha demokratik bir yapıya kavuşturmak için kararlı adımlar atıyoruz. Eksiğimiz yok mu? elbette var. Ama hedefe er yada geç ulaşacağız.

Değerli kardeşlerim, sizler, yakınlarınız, Türkiye’de o geçmiş dönemdeki kötü ekonomik şartlar, işsizlik, yolsuzluk nedeniyle buralara gelmek, buralarda ağır şartlar altında çalışmak zorunda kaldınız. Bunun ne demek olduğunu, gurbetin ne anlama geldiğini sizlerden daha iyi kimse bilemez. Aynı şekilde binlerce öğrencimiz de bir kısım engellemeler sebebiyle kendi ülkelerini kendi üniversitelerini terk edip, buralara, dünyanın başka ülkelerine gitmek suretiyle bu gurbeti yaşamak zorunda kaldılar. Buna kimin ne hakkı olabilir. İnsanlara kendi öz vatanlarını, ana vatanlarını dar etmeye kimin hakkı, yetkisi olabilir? Bizim, Zeki, çalışkan gençlerimizi, girişimci gençlerimizi, ülkelerini terk ederek, adeta bir beyin göçünün aktörleri olmaya zorlayan malum zihniyet acaba hangi anlayışla hangi yetkiyle bu adımı atabiliyor bunları anlayabilmek mümkün değil. Avrupa birliğine katılım süreci yaşayan Türkiye, bu uygulamaları hak etmiyor. Bakın daha geçtiğimiz hafta içinde bildiğiniz gibi bazı açıklamalar yapıldı. Bu da şu. Değerli kardeşlerim göreve geldik. Türkiye’nin toplam ihracatı 36 milyar dolardı. bu ne demek biliyor musunuz? 79 senede Türkiye ihracatta 36 milyar dolara ulaşmış. 79 senede. Şimdi açıklanan rakam ne? 107 milyar dolara ulaştık 2007 sonu itibarıyla. Yani beş yılda biz 36 milyar dolara ne ilave etmişiz? 71 milyar dolar ilave etmişiz.

Sevgili hemşehrilerim, sevgili kardeşlerim. İktidar yan gelip yatma yeri değildir.
İktidar çalışma yeridir. Bununla kalmadık. Ya çok daha önemlisi. Bakınız bir göreve geldik. Türkiye’nin milli geliri neydi biliyor musunuz? Türkiye’yi niye nazarı itibara almıyorlardı? bundan. Peki neydi Türkiye’nin milli geliri? 181 milyar dolar. Yani 79 senede 181 milyar dolara ulaşmışız. kişi başına milli gelir 2500 dolar. Değerli kardeşlerim, peki şimdi ne oldu? söyleyim. Kesin rakam açıklanmadı ama ben size yaklaşık rakamı söylüyorum, 489 milyar dolara ulaştık. 489 milyar… Peki sayın başbakan bunun ortalaması nedir? Kişi başı milli gelir 7.000 dolara ulaştı. Yedi bin dolar. Yeterli mi? Değil, daha iyi olacak. Gayretimiz bunun için. Çünkü hedef 2013’de 10 bin doları aşmak, hedefi böyle koyduk… Fakat bunun fazlası olacak, ama azı olmayacak. Çünkü bunu yakaladığımız andan itibaren Türkiye’yi tutana, Türkiye’yi tutana aşk olsun diyorum. Bundan sonra bunu göreceğiz.

Değerli kardeşlerim bitmedi. Bakınız, göreve geldik. Türkiye’ye giren küresel sermaye, yani halk arasında bilinen yabancı sermaye neydi biliyor musunuz? 1 milyar dolar. Yılda bir milyar dolarlık yabancı sermaye giriyordu. Niye Türkiye güven ülkesi değildi. Türkiye’de istikrar yoktu. Onun için kimse gelmiyordu. ve geldiğimizden on yıl gerisine kadar hep böyleydi. Peki şimdi ne oldu? 2006’da ulaştığımız rakam 20 milyar dolar, yirmi milyar dolar. 2007 de hamdolsun yine 20 milyar doları yakaladık ve aştık, 2007’de de.

Değerli kardeşlerim. Artık Türkiye bir güven ülkesi, artık Türkiye bir istikrar ülkesi. Artık Dünya Türkiye’ye bakıyorsunuz, Hindistan ve Çin’den sonra güvenli bir liman olarak bakıyor. Ha bu ülkeye gelinir diyor. Bu çok önemli. Bunu arıyordu herkes.
Değerli kardeşlerim bitmedi. bakınız, cumhuriyet tarihinde eğitimde atılan hamleler, adımlar ve geldik son beş yıla. Son beş yılda yapılan derslik sayısı ne biliyor musunuz? değerli kardeşlerim, toplam Türkiye’deki derslik sayısı 450 bin civarında bunun 115 binini son beş yılda yaptık. Beş yılda, yüz onbeş bin. Ama bununla da kalmadık. Taa Ağrı’nın Patnos’unda, Muş’un Malazgirt’inde artık okullarda bakıyorsunuz ne var? Bilgisayar sınıfları var. Bilgisayar sınıfları. Bilişim teknolojisi oralara ulaştı. Artık bu okullarda ADSL sistemlerini kurduk. niye? Batıda İstanbul’un Ataköy’ündeki genç yavrumuz neyi öğreniyorsa, İzmir’in Konak’ındaki neyi öğreniyorsa, evet, Ağrı’daki, Kars’taki, Ardahan’daki, Muş’taki, Van’daki de onu öğrenecek. Biz bunu yaptık.

Biz sizlerle gurur duyuyoruz. Zira, biz bu milletin efendisi değiliz, biz bu milletin hizmetkarıyız. Biz bu yola böyle çıktık.
Sevgili kardeşlerim bununla kalmadık.
Bakınız şimdi yoğun bir şekilde yavrularımızı yurt dışına, master’a gönderiyoruz, doktoraya gönderiyoruz. yoktu böyle şeyler. Şimdi onu başlattık ve hedef beş yılda beş bin öğrencimizi master için doktora için yurt dışına göndermek. İlk iki yılda verilen testlerdeki hedefleri yakalayamadıkları için beklediğimiz oranda olmadı ama bu üç yılda inşallah bunu da yakalamanın gayreti içinde olacağız onun da çalışmalarını Milli Eğitim Bakanlığımız yapıyor. Hedef bu. İstiyoruz ki, ilim bizim kaybedilmiş malımız değil mi? Nerde bulursak alırız. Ve ulaşacağız. Çin’de ise Çin’de, Japonya’da ise Japonya’da, Hindistan’da ise Hindistan’da alırız. VE onun gayreti içindeyiz.
Ve zaman zaman birileri bir şeyler söylüyor. Diyor ki geçenlerde sayın başbakan bir şeyler söyledi. Ne söyledi? İstiklal Şairimiz Merhum Mehmet Akif Ersoy’un şiirinden ben bir pasaj okudum. Diyor ya, alınız ilmini garbın, alınız sanatını, veriniz hem de mesainize son süratini diyor. Ben bunu söyledim. Ben dedim ki, biz batının, garbın ilmini sanatını değil maalesef ahlaksızlığını aldık dedim. Bununla ne demek istedi, bunu söylesin diyor. Batının ahlaksızlık diye telakki ettiği ahlaksızlıklar yok mu? Var. Batı kendisi bunu ahlaksızlık olarak telakki ettiği yanlışlıklar var. ama, biz o yanlışlara ilaç diye sarıldık ve onları ülkemize transfer ettik. Başbakan bunları açıklasın diyor. E her şeyi açıklamanın bir bedeli var. onları da sen araştır sen bul. Bunları da söyleyeceğiz.

Değerli kardeşlerim, bakınız, ikinci önemli adımı sağlıkta attık, sağlık, sağlık…
Aaaah ah ne çileler çektik. Ben sigortalıyım biliyor musunuz? İşçiydim ben. Hani Cem Karaca’nın “işçisin sen işçi kal” diye, rahmetli. Bizim de hayatımız hep işçilikle geçti. 1974’ün sigortalısıyım ben. Ta oradan itibaren ömrüm sigortayla geçti. Belediye başkanı olduğumda emekli sandığı mensubu oldum, işte parlamentoya girdim emekli sandığı mensubuyuz, onun dışında hayatım hep sigortalı geçti. Hastane kapısına giderdik bekle, muayene böyle yaparlardı, e olamayacak mıyız? nasıl olacak, adres belli, ya dayın olacak ya paran olacak. Öyleydi. Dayısı olmayan, parası olmayan ne yapacak? biliyor halkım işte, görüyorsunuz, Faruk bey bunları dinle, bunlar çok önemli, işte çalışma ve sosyal güvenlik bakanı burada, hem Avrupa’yı takip ediyor, takip edecek, hem Türkiye’yi takip ediyor, takip edecek. Niye e biz hizmetkarız, bu işi sürdüreceğiz, ama biz ne yaptık? dedik ki sadece SSK (Sosyal Sigortalar Kurumu) hastaneleri değil Devlet hastanelerini de biz halka açacağız. SSK hastanelerini de halka açacağız, özel hastaneleri de halka açacağız. Ve açtık mı açtık, şimdi benim vatandaşım, işçiymiş, memurmuş, şuymuş buymuş, istediği hastaneye gidebiliyor. gidebiliyor.
ve hastane ziyaretlerine gittiğim zaman, vatandaşlarımız gördüğüm zaman sadece onların hayır duasını almak bizleri mutlu ediyor, mutlu ediyor. tabi bununla da kalmadı iş,ya ilaç ilaç… Aaah aaah , ah o ilaç kuyrukları…İlaç kuyruğuyla iş bitiyor muydu? bitmiyordu. Reçeteyi veriyorsun, reçetedeki ilaçlar yok. ikisi var üçü yok, üçü var ikisi yok. Ve zavallı oradan kuyrukta bekler, E benim öteki ilaçlar ne olacak. E paranla git eczaneden al. Bunları ben bizzat gördüm. Bizzat yaşadım. Ben de o kuyruklardan döndüm, başbakan olduktan sonra da bir hastanenin eczanesine girdim. ve o eczane kuyruğundaki vatandaşlarımı içerden izledim. Haklı olarak oradaki eczacı bayan da bana dedi ki başbakanım dedi, ihalesi yapıldı ama ne zaman geleceğini ilaçların bilemiyoruz. E o zamana kadar ne olacak. Kendileri alıyorlar, E parasını ödüyor muyuz? böyle bir ödenek yok. Şimdi ne yaptık?

Kaldırın şu kuyrukları dedik. Artık bütün SSK’lı istediği eczaneden gitsin ilacını alsın dedik. Ve iş o kadar ilerledi ki, eğer bir ilaç eczanede yoksa eczacı ne yapıyor biliyor musunuz? Beyefendi, hanımefendi biraz oturun diyor, çayınızı ikram ediyor, hepsinde de çay var maşallah işi baya ilerlettiler, hemen anlaşmalı olduğu ecza deposuna telefon ediyor, biraz sonra bakıyorsunuz, kurye motosiklet ile ilacınız geliyor. Şimdi bu noktaya geldik. Yani yüzde yüzünde bu olmuyor ama büyük bir kısmında şimdi bu başladı. Niye, şunu söyledik, biz Kanuni torunlarıyız. Ne dedik, “Halk içinde muteber bir nesne yok devlet gibi, olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi” Bu kadar önemli bu, bu kadar önemli. Halkının sağlığını düşünemeyen bir devlet olur mu? Olmuş. Şimdi biz bunu değiştiriyoruz. Tabii bu gücümüzle de orantılı, inşallah güç kazandıkça bu konuda çok daha farklı atılımlarımız adımlarımız olacak. Geldik, Aman Yarabbim, o hastane odaları neydi bilirsiniz, On yataklı, 8 yataklı odalar. Bir katta bir tane tuvalet banyo, sağlam girsen hasta çıkarsın. Böyleydi. Ama şimdi bunlar değişmeye başladı. Artık odalar, bir kişilik, iki kişilik, bilemedin üç kişilik, ama her odada tuvaleti banyosu var. Şimdi projeler böyle yapılıyor artık. Ve bu sisteme hızla geçiyoruz. İnşallah şimdi yeni bir adım atıyoruz. Sağlık kentleri kuracağız. Ve projeler yapılıyor. Büyük şehirlerden başlayıp diğer Anadolu şehirlerine doğru yoğunlaşacağız. Ve bu sağlık kentleri çok daha farklı olacak ve inşallah artık Türkiye’den hastalarımızın yurt dışına gidişleri çok çok eksileceği gibi, artık yurt dışından Türkiye’ye tedaviye ameliyata gelmeye başlayanlar oldu. Hollanda’dan gelenler var, Avusturya’dan gelenler var, İngiltere’den gelenler var, başladı. Özel hastanelerimiz çok çekiyor, daha da olacak, daha da artacak bu. Tabii bu arada sevgili hemşerilerim öyle bir adım daha atıldı ki, biliyorsunuz enflasyonda göreve geldik yüzde otuz, ama şimdi enflasyon son ay itibarıyla değerli kardeşlerim 8,1’e indi.Bu tabii önemli bir adım, zira enflasyon bir canavar olarak tüm halkımız cebindeki parayı maalesef kemirip gidiyor. Ama şimdi bu durdu, 8,1 deyiz. 2006 sonu itibarıyla 8,3 idi. şimdi 8,1. Hedefimiz bunu 6 ya 5’e düşürmek. Bu yıl sonu bunu başarmanın kararlılığı içindeyiz.
Değerli kardeşlerim, göreve geldik, faiz neydi biliyor musunuz? Bak bu da çok önemli ha. Faiz Türkiye’de devletin borçlanma faizi %68,3’tü. Borçlanırken devlet yüz liraya 68.3 faiz ödüyordu yılda. Şimdi ne oldu, şimdi yüzde on beşe düştü. Nereden nereye? Peki bu aradaki fark ne oluyor Sayın Başbakan, o aradaki fark benim vatandaşımın cebinde kalıyor. Bu. Zaman zaman bazıları çıkıp şunu söylüyor. Diyorlar ki; Efendim, Türkiye çok borçlanıyor. Onun da cevabını vereyim size. Biz borçlanıyoruz doğru. Ama ben ekonomistim. Bunu söyleyenlerin ekonomiden alakaları ilgileri yok, akıl hocaları da çok yanlış akıl veriyor bunlara.

Değerli kardeşlerim. Biz göreve geldiğimizde, kamu net borç stoku, yani devletin ne idi biliyor musunuz? 100 liranın 78,4’ü kamu net borç stokuydu. Yüz liranın. Değerli kardeşlerim şimdi nerde biliyor musunuz? Hamdolsun yüzde 40’ın altına düştük. Şu anda kesin rakamlar gelmedi ama öyle zannediyorum ki yüzde otuz dokuz küsur bir oran çıkacak. nereden nereye… E nasıl oluyor bu
Sen yolsuzluğun önünü alırsan, hortumlar kesilirse e buraya gelirsin. Bakınız çok ilginç, çok ilginç, biz göreve gelmeden önce 22 tane banka soyuldu fona devredildi. Ama dönemimizde bir tane banka fona devredilmiş değil. Bir tane. Ve ilginç olan şey şu, fona devredilmediği gibi, bankaların hepsi zarardaydı. şimdi hem düşük faizle kredi veriyorlar, hem de bankaların hepsi karda. Peki geri dönmeyen kredi ne kadar biliyor musunuz? Yüzde 2,5 – 3. daha önce neydi? Değerli kardeşlerim yüzde 30, 35,40. buradaydı. Bütün bunlar hepsi bir toplumun iyileşme göstergeleri. Ve bu toplumun iyileştirme göstergeleri, tabii ki Türk insanının A’dan Z’ye hepsini ne yapıyor ilgilendiriyor. çünkü kayıpların hepsi ülkemizin vatandaşlarının cebinden çıkıyordu. Ama şimdi bunlar çıkmıyor. Bunlar şimdi yerinde kalıyor. Değerli kardeşlerim bir başka önemli adım, bakınız, göreve geldik, benim vatandaşımın konutu yok, e ne yapacağız, dedik ki biz sosyal konutlar yapacağız. Şu ana kadar inşaat halinde olan toplam konut sayısı ne biliyor musunuz? 290 bin. Ve bu konutların yüz altmış binini sahiplerine teslim ettik. diğerlerinin inşaatı devam ediyor, inşallah bu dönemin sonuna kadar bu rakam beş yüz bin olacak. peki nasıl biz konut sahibi olacağız, ha onu da söyleyeyim size. Yüzde on gibi bir peşinatı var, bazı yerlerde onbeş olabiliyor ama yüzde yirmi beş de ödeyebilirsin onun da önü açık kira öder gibi taksit. On yıl, on beş yıl, yirmi yıla kadar bu uzanıyor. Alırsın tabii niye alamayacaksın. Yeter ki sen almayı arzu et. değerli kardeşlerim, bununla aynı zamanda şehirlerimizi güzelleştiriyoruz. Şu anda Türkiye’de 81 vilayetin tamamında toplu konut inşaatları var. Yani sadece belli yerlerde değil, tamamında var. Çünkü hedefimiz aynı zamanda bu projelerle kentlerimizi de ne yapalım diyoruz, güzelleştirelim. Çünkü bunların bazılarının içinde okulları var, alışveriş merkezleri var, sosyal donatı alanları var, ibadethaneleri vesaire her şeyi içinde. Ama sayı az olursa bunlara girilmiyor. Fakat büyük bir çoğunluğunda bunları yaptık. Niye yapıyoruz? Bakın çocuğunuzu servis ücreti ödeyerek okula gönderseniz ona bili bir bedel ödeyeceksiniz. Ama burada okul hemen 50 metre 100 metre orada, çocuk yürüyerek okuluna gidecek, o servis bedelini ödemiyorsun, onu taksit olarak evine ödüyorsun. bunu da getirdik. Hep bunlar hesap. Bunları yaptık.

Ve değerli kardeşlerim, bununla birlikte, attığımız diğer adımlar, Türkiye’nin her geçen gün daha demokratik olması noktasında önem arzediyor. Zira Demokraside alacağımız mesafeler, bizi ekonomide de daha ileri taşıyor. çünkü demokrasi ile ekonomiyi at başı götürdüğümüz sürece evelallah Türkiye için kimse olumsuzluğu konuşamayacak. Ve bunu biz başaracağız ve bu konuda kararlıyız, yolumuza bu kararlılık içerisinde devam ediyoruz.
Tabii burada bir şeyi daha ifade etmem lazım. Yasaklayarak ,engelleyerek, etrafa duvarlar örerek, demokrasiden, insan haklarından uzaklaşarak bir yerlere varılamaz. Düşünenin, girişimde bulunanın, yatırımda bulunanın önüne setler çekilerek sevgili vatandaşlarım, gelişme olmaz. Bunun örneği Dünyanın hiçbir yerinde yok. Bakınız, bütçe açıkları noktasında Türkiye iki yıl önce Maastricht kriterlerini yakaladı. İnşallah bu yıl da borç yükü noktasında Mastricht kriterini az önce ifade ettiğim gibi yakalıyoruz. Ve Avrupa birliğinin bazı ülkeleri bunu kaybetmiştir, bu kriterleri karşılayamazken biz bu kriterleri karşılamış durumdayız.

Tabii bugün Türkiye hamdolsun, Dünyanın 17., Avrupa’nın 6.büyük ekonomisidir. Bugün Türkiye’nin Dünyadaki başarısı sessiz devrim olarak nitelendiriliyor, böyle değerlendiriliyor. Ve her ülkede, vatandaşlarımız, soydaşlarımız, başı dik, alnı açık bir şekilde yaşayabiliyor. Akademisyenler, gazeteciler, finans çevreleri, ekonomi çevrelerinden insanlar etrafımızı bu duygu ve düşüncelerle çeviriyorlar. Ve Dünyada Türkiye’nin başarısı konuşuluyor. Bugün Türk vatandaşı hamdolsun elindeki pasaportunu gururla taşıyabiliyor. Bugün her ülkede vatandaşlarımız ,soydaşlarımız bunun farkında. Eksikler olabilir, yanlışlar olabilir, bilesiniz ki bunlar da sizlerin de özellikle o sivil toplum örgütleriyle örgütlenerek, el ele omuz omuza bir dayanışma içerisinde oluşturacağınız atmosferle aşılacaktır. Biz Türkiye Cumhuriyeti Devleti olarak her zaman yanınızdayız, her zaman emrinizdeyiz. hizmetinizdeyiz bunu da böyle biliniz.
Değerli kardeşlerim, Türkiye artık sizin sorunlarınızı bilen, sizin sorunlarınızın çözümü için mesai harcayan , emek harcayan bir hükümetle yönetiliyor, tabii burada üzücü bir durumu ifade etmem lazım. Göç yasası ile ilgili değişikliklerin sizlerin huzurunu kaçırdığını çok iyi biliyorum. Bu konuyu yakından takip ediyoruz. Yine dün evvelsi gün sayın şansölye ile bunları konuştuk. İlgili bakanlarla da bunları konuştuk. Sizlerin bireyler olarak, sivil toplum örgütleri olarak ulusal ve uluslar arası mevzuat çerçevesinde hakkınızı ararken, tepkilerinizi ortaya koyarken, şimdiye kadar olduğu gibi bulunduğunuz ülkelerin hukukuna saygılı, itidalli ve ölçülü bir tutum izliyor olmanızı da hassaten istiyoruz ve bundan dolayı da sizleri ayrıca kutluyorum. Aranızdaki farklı görüşleri bir yana bırakarak ortak çıkarlarda işbirliği yapmanız, inanıyorum ki gücünüze güç katacaktır. Yurt dışında bulunan vatandaşlarımızın bulundukları yerlerden Türkiye’deki genel seçimler, referandum ve cumhurbaşkanlığı seçimleri için oy kullanmalarına ilişkin mevzuat değişikliği çalışmaları başlamıştır ve meclise gönderilmiştir. Ve bu konuyla ilgili şekil yüksek seçim kurulu tarafından belirlenecektir. Ve inşallah yapılacak yerel seçimler yalnız hariç, yerel seçimler olmuyor, genel seçimler için, cumhurbaşkanlığı seçimleri için, referandumlar için benim vatandaşım, benim halkım artık oyunu kullanabilecektir. Büyükelçiliklerimizin, Konsolosluklarımızın, sizlere daha kaliteli daha etkin hizmet verebilmesi için bir dizi düzenleme yaptık. Artık bir çok konsolosluk işlemini hiç yorulmadan, sıra beklemeden, bilgisayarınızın başında yapmanız mümkün, bunun adımları da atılmış durumda.
Vatandaşlarımızın, başkonsolosluklara telefonla erişim sağlamakta zorluk çekmeleri halinde kullanabilmeleri için dışişleri bakanlığımızın kurduğu çağrı merkezini de hizmete sunduk.

Gündeminizdeki bir başka konu, maalesef bir Alman televizyon kanalında yayınlanmış olan çirkin imalar içeren program. Şunu ifade etmek isterim ki, bu çirkin ifadelerden dolayı bütün milletimiz derin bir üzüntü duymuştur. Yayın özgürlüğü asla sınırsız olamaz. Düşünce özgürlüğü asla sınırsız olamaz. Özgürlükler, bir başka özgürlük alanına kadardır. Oraya kadar özgürsün, ama bir başka insanın özgürlük alanına girdiğiniz anda orda özgürlük biter bitmelidir. Aksi takdirde bu insan onurunun çiğnenmesidir. Bu farklı bir örgütlenmenin haklarının çiğnenmesidir. Bu konuda hassasiyet bekliyoruz. Tabii söz konusu dizinin yayınından sorumlu olan çevrelerin başta alevi vatandaşlarımız olmak üzere, kamuoyundan, bu noktada yapılmış olan sataşmalar sebebiyle ilgili merciinin özür dilemesini bekledik bekliyoruz.
Bununla ilgili rahatsızlığımızı Alman makamlarına, değerli kardeşlerim, ilettik, ve takipçisiyiz, ve bunu pek çok Avrupa parlamentosunda, konseyinde, Avrupa birliği ile yaptığımız görüşmelerde gündemimizde.
Değerli kardeşlerim, sizler buralarda ne kadar mutlu, ne kadar huzurlu olursanız, bizler de Türkiye’de o kadar huzurlu, mutlu oluruz. Sizlerin sorunları bizim sorunumuzdur. Ve sizlerin meselesi biliniz ki bizim de meselemizdir. Yeter ki umudumuzu kaybetmeyelim. Yeter ki dayanışma ruhumuzdan asla taviz vermeyelim, yeter ki bir olalım, iri olalım, diri olalım…
Allahın izniyle aşmayacağımız hiçbir sorun yoktur olmayacaktır.
değerli kardeşlerim bugün tabii huzurlarınıza bakan arkadaşlarım, milletvekili arkadaşlarımızla beraber geldik. Büyükelçimiz, başkonsoloslarımız hep birlikte buradayız.

Evet, ben şöyle huzurlarınıza bakan ve milletvekili arkadaşlarımı da şöyle bir davet etmek istiyorum.
Değerli kardeşlerim, ben bakan arkadaşlarımı öncelikle davet edeyim.
Milli savunma bakanımız Vecdi Gönül bey,
Çalışma ve sosyal güvenlik bakanımız Faruk Çelik bey,
Konya milletvekilimiz Ayşe Türkmenoğlu hanımefendi,
Karabük milletvekilimiz Mustafa Ünal bey,
İstanbul milletvekilimiz Reha Çamuroğlu bey,
Sakarya milletvekilimiz ve genel başkan yardımcımız Şaban Dişli bey
Ankara milletvekilimiz ve genel başkan yardımcım Haluk İpek,
İstanbul milletvekilimiz ve genel başkan yardımcımız Egemen Bağış bey,
Tokat Milletvekilimiz ve genel başkan yardımcımız Şükrü Ayalan bey.
Antalya milletvekilimiz Mevlüt Çavuşoğlu bey
Erzurum Milletvekilimiz Fazilet Dağcı Çığlık hanımefendi
Büyükelçimiz Mehmet Ali İrtemçelik bey,

Ve şimdi yeni büyükelçimiz de aramızda Ahmet Acet bey, henüz göreve başlamadı ama kısa bir süre sonra göreve başlıyor. Ve bu arada eşim burada, buyursunlar.
Sait bey malum, cenazelerimizi Gaziantep’e götürdü, Sait beyin de yine eşleri aramızda vekaleten eşlerini buraya davet ediyorum. Herhalde unuttuğumuz yok.
Tabii bu arada bu organizasyonda emeği geçen tüm kardeşlerimi, bu daveti sizlere ulaştıran tüm sivil toplum kuruluşu örgütü kardeşlerimi huzurlarınızda ülkem, milletim ve şahsım adına tebrik ediyorum, kutluyorum, inşallah bir başka organizasyonda buluşmak üzere.